16 Aralık 2009 Çarşamba

Grease Türkiye'ye geliyormuş! Ben bu habere "hoo bop shoo wadda wadda yipitty boom de boom" derim!!!

İçimde uktedir, zamanında ben ortaokuldayken Grease Türkiye'ye gelmişti, Mydonose Showland'de konser vermişlerdi ve gidememiştim. Tüm lise dönemim Grease'in zorlukla edindiğim kopya vcd'sini aşındırmakla, şarkılara ve danslara eşlik etmekle geçti, kaç geceler izledim, kaç kere karakterlerden birinin yerine kendimi koydum hatırlamıyorum bile. Tek hatırladığım, Grease söz konusuysa deliriyor olduğum. Ha bir de Kenickie'ye aşıktım onu da hatırlıyorum :)


Ve bugün alakasız bir anda 25 Mayıs-2 Haziran 2010 tarihleri arasında Amerika turnelerinden sonra Türkiye'ye geleceklerini öğrendim. Astoria'nın bir kampanyası varmış, 500 tl'lik alışveriş yapana VIP bileti veriyoruz şeklinde. Ben bu konuyu bir araştırıp detayları yazacağım.
web site: http://www.greaseturkey.com/


Sevgiler.

18 Eylül 2009 Cuma

Love Never Dies

Aşk ölür mü ölmez mi bilemem de, Andrew Lloyd Webber'ın yeni müzikalinin adı olacakmış Love Never Dies. Konusuna gelmeden önce, bu müzikalin, The Phantom Of The Opera müzikalinin sequel'i yani devamı olacağını söylememde fayda var.


Yıl 1907, Phantom'ın Paris Opera Binası'ndan gizemli şekilde kaybolmasının ardından 10 yıl geçmiştir. Christine Daaé Newyork'a bir performans sergilemek için, kocası Raoul ve oğulları Gustave ile gelir. Ancak çok geçmeden kendisini Fransa'dan buraya şarkı söylemesi için sürükleyen kişinin kimliğini farkedecektir.


Konusu budur, benim gibi ölümüne Phantom hayranı olan bir insanı, Phantom Of The Opera'nın 2004'deki filmiyle her şeyin saflığını bozduğu için kızdıran Andrew Lloyd Webber, şimdi işin suyunu çıkarıp saflığı bir nebze daha bozacak gibi geldi. Tabii ki merak ediyorum, edineceğim, dinleyeceğim ama ne gerek vardı ki sahi? Tüm bunlar bana güzelim müzikalin popüleritesinden yemek için yapılan çalışmalarmış gibi geliyor.


Sierra Boggess Christine, Ramin Karimloo ise Phantom rolünde olacakmış.
Benim içime sinmeyen kısımlar olmasının haricinde, müzikaldir, candır ama çok da umudum yok.


8 Ekim 2009 deniyor tarih için, beklemedeyiz...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Broadway'de 9000. Performansıyla Phantom Of The Opera


Phantom Of The Opera müzikalin yeri ayrıdır işte. Phantom'ın doğuştan gelen yaralı yüzü yüzünden çektiği azabın büyüklüğü, ve melek gibi olan sesi o kadar büyülemiştir ki beni, gözyaşları dökmüşümdür gerek kitapları okurken, gerek müzikalden kareleri izlerken. Bu arada şunu belirteyim, 2004'teki film versiyonunu sevmiyorum, sevemiyorum, belki de beklentim büyüktü oyuncular konusunda, sorun o. Aynı sorunu Across The Universe'de de yaşamıştım ama o da ayrı bir hikaye.


Neyse sadede gelelim, bu özel, etkileyici, ve hayatımın en önemli müzikali olan yapım, 9000. kez sahnelenecek 17 Eylül'de ve "the first Broadway show ever to reach 9,000 performances" ünvanına sahip olacak. 26 Ocak 1988 yılından beri sahne alan müzikal, yeni bir rekora daha imza atacak.


7 Eylül 2009 Pazartesi

I Hate Men (Kiss Me Kate)

Bazen kim nefret etmiyor ki gerçekten :) 


Bugün canım oyun içinde bir oyundan söz etmek istedi. Ana oyunumuz Shakespeare'in The Taming of the Shrew'u. Türkçe'ye nasıl çevireyim bilemedim, ya da nasıl çevrilmiş onu da bilemiyorum. Bir şirreti eğitmek yola getirmek falan mı desem acaba? Bu oyunu içinde barındıran oyun da bir müzikal. O da Kiss Me Kate. Karışık oldu biliyorum. Yavaş yavaş gidelim. The Taming Of The Screw bir William Shakespeare komedisi. Kökenleri 1590-1594 arasına dayanıyor. Hatta 1967 yılındaki film versiyonunu da şiddetle öneririm. Başrollerde Elizabeth Taylor ve Richard Burton vardır ve yönetmen de Franco  Zeffirelli'dir. Çok komiktir bu film. Çok eğlencelidir. Bunun Kiss Me Kate'le alakası ise, müzikalin içersinde geçen oyun olmasıdır. Kiss Me Kate ise bambaşka bir hikaye...


Ünlü müzikal bestecisi Cole Porter attan düşerek çok ciddi bir kaza geçiriyor, ancak bu kazadan sonra kariyerinde düşüş yaşıyor ve çok insan artık kendisinin modasının geçtiğini düşünüyor. Ancak Porter, cevabı Kiss Me Kate müzikaliyle veriyor. Broadway'e bomba gibi düşen müzikal, 1949 yılında en iyi müzikal dalında Tony ödülünü de kapıyor. 


Karakterlerden kısaca bahsedecek olursam, öncelikle elimizde bir adet Fred Graham var, kendisi bir Broadway müzikal yönetmeni olup The Taming Of The Shrew'un müzikal versiyonunu yönetiyor ve başrolünde oynuyor. Rol arkadaşı ise eski karısı olan Lilli Vanessi adlı eski müzikal yıldızı, yeni film divası. İki oyuncu Fred'in yöneteceği müzikalde Petruchio ve Katharine'i(yani Kate diyelim biz ona) canlandıracaklar. Ancak olaylar o kadar basit değil. Sahne arkasında bolca kavga gürültü var, bi yandan Fred'in yeni kız arkadaşı yani Lois Lane(evet adı gerçekten de şu Superman'deki Lois Lane ile birebir aynı) de müzikalde Bianca'yı canlandıracak ama bi yandan Bill adlı başka bir karakterle de bir ilişkisi var, ve Bill de müzikaldeki Lucentio. Biliyorum karıştı her şey. Zaten karmakarışık bir o kadar da eğlenceli bir konu içinde konular yumağıdır Kiss Me Kate. Fred Lois'e çiçek gönderir ve bu Lilli'nin eline geçer, şirret olan Kate'i canlandıracak olan Lilli de bunu sahneye çıktığı an öğrenir ve müzikal esnasında gerçekten "şirret"liğini gösterir. Olaylar daha da karmaşıklaşır yeni karakterler eklenir, gangsterler askerler vs işin içine karışır derken, mutlu bir sonla ancak güldürmekten karna ağrılar sokmaya neden olarak biter müzikalimiz. 


Ben müzikal versiyonunu ilk olarak 2003 TV versiyonuyla izlemiştim. 1999 Londra versiyonunun TV'de 2003'de yayınlanmış, canlı seyircili halinin başrolünde, Brent Barrett, Rachel York(bu kadın hakkında sayfalarca yazabilirim) ve Nancy Kathryn Anderson gibi isimler mevcut. Müzikalin daha yeni versiyonlarını da izledim ancak kimse, şirret Kate'i Rachel York kadar komik, doğal ve bir o kadar da nefis oynayamıyor. Rachel York için, Julie Andrews'un o sese sahip olmak için ölürdüm dediği biliniyor. Burda bahsettiğimiz muhteşem Julie Andrews. O bile bunu söylüyorsa, bana güvenin bu kadında gerçekten pür yetenek var.


Neyse sonuca gelirsek, müzikalin benim için en keyifli eserlerinden olan I Hate Men'in videosunu eklemek istedim. Kate size de anlatsın neden erkeklerden bu kadar nefret ettiğini. Aslında düşünüyorum da, şarkı sözlerinde geçen bir çok konuda haksız da sayılmaz hani :) Katılmamak elde değil.





Sevgiler.
Oya (a.k.a. yola getirilemeyen "Shrew" :)

6 Eylül 2009 Pazar

I Won't Send Roses

Dünya güzeli bir Mack & Mabel müzikali şarkısı I Won't Send Roses. Müzikal Michael Stewart'ın kitabından uyarlama, müzik ve şarkı sözleri ise Jerry Herman'a ait.Tony Awards'ın bu yılki töreninde Jerry Herman'ı görünce geldi bu şarkı aklıma, ve hala aklımdan çıkmıyor. Fazla dinlemek bünyeyi mahvediyor, benden söylemesi. Michael Feinstein yorumundan eklemekte fayda buldum, çünkü benim en sevdiğim yorum bu olmakta.





"In me you'll find things
Like guts and nerve
But not the kind of things
That you deserve
And so while there's a fighting chance
Just turn and go
I won't send roses
And roses suit you so..."

Oya (a.k.a. gece gece I won't send roses dinlerken gözleri dolan insan)

There Are Worse Things I Could Do

Lise dönemi haftada birkaç kez izlerdim Grease'i, bir Grease, bir de Back To The Future serisi lise dönemi keyiften dört köşe olmamı sağlamışlardır. Hangisini daha çok sevdiğimi uzun uzun düşündüğüm olurdu, hala da bilmiyorum cevabını. 1972 yılına ait bir müzikaldir Grease ancak ben ilk olarak 1978 yılı filmini izleyerek tanımıştım. Daha da eskilerde, ilkokul dönemlerinde Sandy gibi saçlarım olsun istediğimi hatırlıyorum, sarı, yukardan toplu ve dışa dönük düz saçlar. Müzikalin kliplerini tv'den izler o dönemleri merak ederdim. Sonra lisede bir arkadaşımdan temin ettim müzikal/film versiyonunu. Randal Kleiser'in yönettiği, John TravoltaOlivia Newton-JohnStockard ChanningJeff Conaway ve Eve Arden gibi isimlerin başrolünü paylaştığı Grease sanırım benim gibi bir çok insanı da çok heyecanlandırmış, sınıfta şarkıları bağıra çağıra söyleyip dans etmeye itecek kadar delirtmiştir :) Neyse bunlar başka hikayeler. Ben Kenickie'ye deli gibi aşıktım o zamanlar, ve Rizzo'yu çok severdim cici kız imajından farklı olduğu için. Başka bir yazıda müzikalin tarihçesi, konusu, oyuncuları, Grease 2 vs gibi konulardan bahsedebilirim. Ancak şu an sadece Rizzo'nun en sevdiğim şarkısını dinletmek istedim. There Are Worse Things I Could Do. Kalbi kırık, ama dışarıya belli etmeyen Rizzo'nun şarkısıdır bu. 





"I dont steal and I dont lie,
But I can feel and I can cry.
A fact I'll bet you never knew.
But to cry in front of you,
That's the worse thing I could do...."

Sevgiler.


Oya(a.k.a Beatlefan)

Bugün kendimi çok "Supercalifragilisticexpialidocious" hissediyorum!



Supercalifragilisticexpialidocious da ne mi? Hayır bu kelimeyi ben uydurmadım. Ama güzel anlamı olan bir kelimedir. Yani "iyi hissediyorum, süper hissediyorum, dehşet iyiyim" demek gibi. Şarkıya aşina olanlar direk neden bahsedeceğimi anlamışlardır. Hastası olduğum müzikal Mary Poppins'i hatırlayarak başladım bugüne. Daha doğrusu fena halde Julie Andrews hayranlığımın kabardığı bir Pazar günü yaşıyorum. Ahh onun dört oktavlık muhteşem sesine sahip olabilmek için neler verirdim. Aslında Mary Poppins'ten bahsetmeli önce, P.L.Travers'ın seri romanıdır Mary Poppins. İngiliz bir dadı hakkındadır, ancak sihirlidir bu dadımız, ve "her anlamda mükemmeldir" kendi deyimine göre. Banks ailesinin yaramaz çocuklarına bakmak için şemsiyesiyle uçarak gelir. Aile için bir şeyleri değiştirir ve ayrılır bu fantastik hikayeden.


1964 yılında Disney bu seriyi filmleştirmiştir. Başrollerde muhteşem Julie Andrews ve Dick Van Dyke vardır. Robert Stevenson yönetmen koltuğundadır. Müzikler ise Richard M. Sherman ve Robert B. Sherman'a aittir. Filmin konusunu uzun uzun anlatmak yerine, filmin en sevdiğim şarkılarından olan "Supercalifragilisticexpialidocious"dan bahsedebilirim biraz. Öncelikle Sherman biraderler iki haftada yaratmışlar bu kelimeyi. Anlamını şöyle açıklıyorlar: super- "above", cali- "beauty", fragilistic- "delicate", expiali- "to atone", and docious- "educable". İşte bu da eğlenceden insanı zıplatmaya yarayan videosu:


Başka bir zaman da Julie'nin bu müzikal ile oscar ödülünü kucakladığından ve My Fair Lady'de oynatılmamasının(rol Audrey Hepburn'e verilmiş) kendisinin işine yaradığından sözetmesini anlatırım.
Supercalifragilisticexpialidocious Pazarlar dilerim efendim.


Um-diddle-diddle-um-diddleye
Um-diddle-diddle-um-diddleye....
Sevgiler :)
Oya(a.k.a Beatlefan)

5 Eylül 2009 Cumartesi

63. Tony Ödül Töreni

Bu ödül törenini seviyorum. Oscar, Emmy her şey bir yana, Tony'leri izlemeden yapamıyorum. İnanılmaz kaliteli bir tören izlemek garanti, bunun yanında izlenen mükemmel sahne şovları da cabası. Bu yıl Haziran ayında 63.'sü düzenlenen Tony Awards'ın sunucusu, How I Met Your Mother'dan çoğumuzun tanıdığı Neil Patrick Harris'ti. Güzel bir sunumdu, sadeydi, abartılı değildi, ama ben daha iyilerini de görmüştüm diye düşündüm. Açılış şovunun, şu ana kadarki en pahalı Tony açılışı olduğunu söyledi Harris. Geceye 10 tane ödülle Elton John'un müziklerini bestelediği Billy Elliott müzikali damgasını vurdu. West Side Story'nin dansları ve koreografisi, Next To Normal'da canlandırılan sahnedeki oyunculuk inanılmazdı, ve Hair müzikalinin yeni uyarlaması çok keyifliydi. Törenin sonunda Neil Patrick Harris şovu West Side Story'nin Tonight'ıyla ama sözleri çok değiştirilmiş olarak kapattı.


Bu yılın kazananları şu şekildeydi:




Best Musical: Billy Elliot

Best Actor in a Musical: David Alvarez, Kiril Kulish and Trent Kowalik, Billy Elliot

Best Actress in a Musical: Alice Ripley, Next to Normal

Best Revival of a Musical: Hair

Best Play: God of Carnage

Best Revival of a Play: The Norman Conquests

Best Actress in a Play: Marica Gay Harden, God of Carnage

Best Actor in a Play: Geoffrey Rush, Exit the King

Best Featured Actress in a Musical: Karen Olivo, West Side Story

Best Featured Actor in a Musical: Gregory Jbara, Billy Elliot

Best Special Theatrical Event: Liza Minnelli, Liza’s at the Palace

Best Direction of a Musical: Stephen Daldry, Billy Elliot

Best Direction of a Play: Matthew Warchus, God of Carnage

Best Original Score: Tom Kitt (music) and Brian Yorkey (lyrics), Next to Normal

Best Featured Actress in a Play: Angela Lansbury, Blithe Spirit

Best Featured Actor in a Play: Roger Robinson, Joe Turner’s Come and Gone

Best Book of a Musical: Lee Hall, Billy Elliot

Best Choreography: Peter Darling, Billy Elliot

Best Sound Design of a Musical: Paul Arditti, Billy Elliot

Best Sound Design of a Play: Gregory Clarke, Equus

Best Scenic Design of a Musical: Ian MacNeil, Billy Elliot

Best Scenic Design of a Play: Derek McLane, 33 Variations

Best Costume Design of a Musical: Tim Hatley, Shrek The Musical

Best Costume Design of a Play: Anthony Ward, Mary Stuart

Best Lighting Design of a Musical: Rick Fisher, Billy Elliot

Best Lighting Design of a Play: Brian MacDevitt, Joe Turner’s Come and Gone

Best Orchestrations: Michael Starobin and Tom Kitt, Next to Normal and Martin Koch, Billy Elliot (tie) 

Sevgiler.


Oya(a.k.a. Beatlefan)

Sunset Boulevard'ın dayanılmaz cazibesi

Müthiş bir filmin, Andrew Lloyd Webber tarafından bestelenerek uyarlanan müzikal versiyonunu dinliyorum da, bana kalırsa açık ara en başarılı kadro Glenn Close, Alan Campbell ve Judy Kuhn'lu olan Los Angeles prodüksiyonunun kadrosu. Aslında bu müzikal hakkında anlatılacak yazılacak çizilecek paylaşılacak çok şeyim var, ama şimdilik sadece benim çok sevdiğim bir düeti paylaşmak istedim. Joe Gillis ile Betty'nin düeti:


"I can't control all the things I'm feeling
I'm floating in mid-air
I know it's wrong, but,
I'm too much in love to care..."


Oya (a.k.a Beatlefan)

Tony Awards 2009'un En Eğlenceli Müzikali "Hair"


Hair'ı 1979 yılında çekilmiş bir Milos Forman müzikal/filmi olarak izleyip tanımıştım. 60ları seven bir insanım, Beatles aşığıyım, hippi ruhunu severim. Film de ilk saniyesinden itibaren içersine çekti beni, hele sonuyla darma duman olmuştum. Zaten Hair'ın  muhteşem bi oyuncu kadrosu vardır. Özellikle çılgın Berger'ı Treat Williams'tan izlemek benim için çok büyük keyiftir, John Savage Claude, Beverly D'Angelo ise Sheila rolündedir. 


Filmin konusunu aldığı müzikalin kökenlerine bakacak olursak, öncelikle bir rock müzikali olduğunu söylemekte fayda var, hatta müzikal tiyatroya rock müzikali kavramını ilk getiren müzikal olması da cabası. James Rado ve Gerome Ragni'nin kitabı ve süper şarkı sözlerinin üzerine Galt MacDermont'un harika müzikleri eklenince, ortaya hippi kültürünü anlatan, savaş karşıtı 68 yılına ait bir Broadway müzikali çıkmış. 1979 yılında ise Milos Forman'ın yönettiği Hair filmi gösterime girmiş. Filmin, müzikale göre bazı farklılıkları mevcut. İkisinin farklarından en önemlilerinden biri şarkılarda yapılan değişiklikler, ya da filmde bazı şarkıların eksik olması. Şarkıların hangilerinin olup hangilerinin olmadığı wikipedia'da bulunabilir ancak benim özellikle ilgimi çeken, müzikal versiyondaki Franks Mills parçası. Nedir bu şarkıyı özel kılan, içersinde bir Beatles göndermesi olması! George Harrison'a benzeyen birinden bahsedilir şarkıda. Beatles hayranı olan bünyemin de radarından kaçmamıştır bu ayrıntı. 


Bazı şarkılar kısaltılmıştır, hızlandırılmıştır. Bir de en önemlisi, müzikal versiyonda Claude bir hippidir ve en sonunda orduya katılıp Vietnam'a gönderilir. Sonrası ise çok acıdır. Ancak filmde bu çok farklıdır. Claude Oklahoma'dan New York'a askerlik için gelen bir "cici çocuk"tur, orada hippilerle karşılaşır, ve hayatında yepyeni bir pencere açar bu insanlar Claude'a. Berger da filmde hippilerin başıdır, Claude yerine askere "yanlışlıkla" gönderilip ölen kişidir, ancak müzikalde ölen Claude'dur. Yine müzikalde Sheila, Berger'a aşıktır, ancak filmde Claude'a.


Film ve müzikal hakkındaki kısa bilgilendirmeden sonra, gelelim 2009 Tony Awards'daki Hair olayına. 31 Mart 2009'dan beri, Broadway'de yepyeni bir kadroyla yeni bir uyarlaması oynuyor Hair'ın. Çok keyifli bir kadroları var ve 2009 Tony Awards'da da ödül aldılar en iyi yeniden uyarlama dalında. Törende Hair şarkısını seslendirdiler, ve ödül alınırken de müzikalin kadrosu için "Hair'ı sadece oynamıyorlar, zaten bu hayatı yaşıyorlar" denildi. Dikkat edin, adamlar ne kadar eğleniyor, ne kadar kendileri gibi oynuyorlar:
İlgili link


Son olarak herkese, "peace", "freedom", ve "love" dilerim.


Sevgiler.


Oya(a.k.a. Beatlefan)

Bu blog da neyin nesi?

Öncelikle selamlar.


Direk konuya girmeden önce, bu blog'un amacından kısaca bahsetmek istedim. İlgi alanım müzikaller üzerine, gece gündüz müzikal izleyen müzikal eleştirileri okuyan bir insanım. İnsanların başını şişiririm bu şurda oynamış, şu performansıyla ödül almış, şu prodüksiyon ile meşhur olmuş vs diye. En güzeli, insanları daha fazla baymak yerine, hem burada kafamdakileri yazıp her şeyi daha düzenli hale getirebilirim, hem de müzikalseverlerin hoşlarına gideceğini ya da ilgilerini çekeceğini düşündüğüm şarkılar, videolar ve içerikler sunabilirim. Biliyorum çoğu insan için müzikaller oöeeeh bir konu, ama eminim böyle düşünmeyenler de olacaktır.


Oya(a.k.a. Beatlefan)